ULUSAL EGEMENLİK DEYİNCE
23 Nisan 2020
HAYALLERİN PEŞİNDE
30 Nisan 2020

Bu günlerde hepimiz kendi kendimizi daha çok dinliyoruz sanırım. Kendimize ayıracak daha çok zamanımız var. Ve de sevdiklerimize… Her zamankinden daha duyarlıyız belki de… Hiç farkında olmadığımız ve hayatın koşuşturmacası içinde göz ardı ettiğimiz huylarımızla tanışıyoruz. Günlük hayatın hengamesi içinde kendimizi hiç dinlemediğimiz için bir türlü görmediğimiz özelliklerimizi fark ediyoruz. Uzun lafın kısası kendimizle yeniden tanışıyoruz.

Ben, bu pandemi, izolasyon ve sokağa çıkma kısıtlaması olduğu günlerde kendimi fazlasıyla dinledim. Daha önceki yazılarımda da sizinle paylaşmıştım. Hayatın koşuşturmacası içinde evde çok fazla vakit geçirmediğim için titiz, tertipli, simetri hastası ve temizlik takıntılı olduğumu inanın hiç algılamamışım. Ne zaman ki evde uzun saatler geçirdim evi baştan aşağı toparladım. Kısıtlanmayı aslında hiç seven bir insan değilim. Bana yasak denilince inadına yapmak isteyen biriyim ama bu yasaklar evimi ve özellikle benim için çok değerli olan kitaplarımı ve kitaplığımı gözden geçirmeme ve bir kütüphane gibi sınıflandırmama sebep oldu. Bunun için neredeyse kısıtlamalara teşekkür edeceğim. Evimi çok ihmal etmişim.

Kendimle baş başa kaldığımda benim için önemli olan şeyin ailem, arkadaşlarım, çevrem, herhangi birileri ve dünya için faydalı olmak olduğunu fark ettim. Çalışma saatlerinin değiştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi, spor tesislerinin kapatılması ve sonrasında izolasyon döneminin yoğunlaşması ile birlikte kendimi işe yaramaz ve bir kenara atılmış gibi hissetmiş ve bu bende inanılmaz bir moral bozukluğu ve çöküntü yaratmıştı. Bu moral bozukluğu ve gerginliği birkaç gün yaşadıktan sonra bunun böyle gitmeyeceğini düşünerek kendi kendime evden ve uzaktan ne yapabilirim diye düşündüm. Madem benim hayattaki “dharma”m (görevim) bana göre “faydalı olmak” idiyse o zaman uzaktan da bir şeyler yapabilirdim. Böylece yoga video çekimlerim başladı. Hem kendi yogamı yapıyor hem de derslere devam edemedikleri ama bu dönemde yoga yapmaya devam etmek isteyenler için bir fayda sağlıyordum.

Bu süreç içinde “kendini işe yaramaz” ve “önemsiz ve kenara atılmış” biraz da “dışlanmış” hissetmenin ne olduğunu bizzat hissettim. Bizim için çok değerli olan büyüklerimizin bir ayı geçkin süredir ne gibi duygular yaşadığını anlamaya ve empati kurmaya çalıştım. Ben o yaşta olsaydım ve evden çıkmamam gerektiği söylenseydi ne hissederdim diye düşündüm durdum. Elbette bu uygulama onların sağlığını ve esenliğini korumak için… Ancak yine de özgürlüğüm ve hareket etme kabiliyetim elimden alınsa “başına buyruk” ve “yasaklara daima baş kaldıran” biri olarak ne düşünürdüm? Ve bu sabrı gösterdikleri için onlara derin bir saygı ve nimet duydum.

Kendi “dharma”ma gelince… Evet sanırım benim bu hayata gelme amacım ve değişik bir okul, eğitim ve çalışma düzeninden sonra, yoga dünyasına girme ve yoga yazıları yazmaya başlama kararım, “işe yarama” ve “birilerine faydalı olma” görevlerimi yerine getirmek içinmiş. Bu “dharma”ya ulaşmam 14-15 senemi aldı ama şu an uzaktan da olsa birilerinin hayatına bir yarar sağlamış gibi hissediyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bir işe yaradığımı ve görevimin gereğini yerine getirdiğimi hayal ediyorum.

Hayatta herkesin bir görevi var. Önemli olan çok geç olmadan bunu bulabilmek. Ben bu süreçte tatil yöresindeki yazlık evimize gitmeyi hayal ederken seyahat kısıtlaması ile birlikte yaşadığım büyük şehirde çakılı kaldım. Bunun da bir amacı varmış. Meğer ben burada bir görev icra edecekmişim. Ebeveynlerimle daha çok vakit geçirip elimden geldiğince onlara destek olacakmışım. Elimden geldiğince onların ihtiyaçları konusunda onlara yardımcı olacakmışım. Bu da benim işe yarama duygumu besleyecekmiş,

Ne yazık ki ben bir şeyler yapmadan duramıyorum. Belki de hiperaktif bir beden ve hiperaktif bir zihin… Sürekli bir iş yapmak, bir kitap okumak, okuduklarımı başkaları ile paylaşmak, yazı yazmak, belki yazdıklarımla ya da yoga derslerinde içimden geçenleri dile getirerek birilerin hayatlarına dokunmak ve belki de faydalı olmak, başkalarının bana anlattıklarını dinlemek ve onlardan kendime ders çıkarmak, başkalarından yeni bir şeyler öğrenmek, her gün değişmek, gelişmek ve daima ilerlemek…

Hayatta herkesin bir görevi var. Benim bu görevi yani “dharma”yı bulmam biraz uzun sürdü. Ama sonunda anladım. Anlamam için keşke böyle bir salgın hastalık yaşamak zorunda olmasaydık. Her zaman derim “hayatta her şeyin bir sebebi var.” Bu zor günler benim “dharma”mı bulmama yardımcı oldu. Kendimi işe yaramaz ve kenara atılmış hissetmek hiç bana göre değilmiş. Evin içinde tek başıma bile olsam en azından evdeki eşyalara, düzene ve kendi bedenime, ruhuma ve zihnime faydalı olmalıymışım. Umarım bu günlerde herkes kendi içine daha çok döner. Kendini dinler. Bilmediği huylarını fark eder. Ve kendi üzerinde çalışır. Sizin bu hayattaki amacınız ne? Ne için bu dünyaya geldiniz? Hiç düşündünüz mü? Düşünmediyseniz işte size fırsat… Mayıs ayı kendinizi dinleyip, izleyip kendinize yeniden dönmeniz ve kendinizi keşfetmeniz için bir dizi fırsat sunuyor bize… Çünkü hayattaki değişim sadece kendi içimizden başlar. “Biz değişirsek dünya da değişir.”

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!