KABUL EDİN…
2 Nisan 2020
SOSYAL DEVLET NASIL OLUNUR?
9 Nisan 2020

Dünyanın dört bir köşesinde, corona virüs salgınını frenlemek için ülkeler hem büyük bir çaba içindeler hem de birbirlerinden farklı yaklaşım sergiliyorlar. Elbette işin önemli bir yükü sağlık çalışanlarının omuzlarında. Gözler kulaklar, epidemiyolojist ve virolojistlerlerin ne diyeceğine odaklanmış ve laboratuvarlardan her an bir aşı bulundu haberinin duyulma umuduna kitlenmiş durumda. Ama dünyayı çepeçevre saran bu salgın hastalığın idaresindeki en önemli sorumluluk siyasetçilere ait.

Bilim dünyası, daha önce yaşanmış pek çok pandemiyi kontrol altına almayı başardığı gibi bunun da çaresini bulacaktır. Bunu yapabilmeleri için onların zamana ihtiyacı varken; siyasetçilerin alacakları kararlarda ki zaman kaybı ise insan canına mal olduğu kadar, ülkelerin ekonomisini, sosyal ve kültürel yaşantısını da doğrudan etkilemekte.

On milyonu aşkın nüfusu ile İsveç, 100’den fazla vatandaşını corona virüsünden kaybetmesine rağmen ne fiziksel mesafe, ne maske, ne de restaurant, bar veya kahve dükkanlarını kapatıyor. Yaklaşık 200 milyon nüfuslu Pakistan’ın Başbakanı İmran Khan da ülkede hayatı durdurmaktan yana değil. Bunun ekonomik yükünün altından kalkamayacağını belirtiyor. İngiltere de benzer şekilde başlangıç yapmıştı ve fakat İtalya’nın seyrinden korkarak sonrasında sokağa çıkma yasağı getirdi. Amerika da ilk başta direndi ama şimdi ülke nüfusunun neredeyse yarısının sokağa çıkması yasak. 200binden fazla Amerikalıya corona tanısı kondu, dünya rekorunu göğüslediler. Türkiye nüfusuna yakın Almanya’da ise ülke genelinde sokağa çıkma kısıtlaması uygulanıyor. Dikkat çekici olan, Almanya, İtalya’ya kıyasla bu pandemide daha az can kaybı yaşıyor. İtalya’da bu virüsten enfekte olanların yüzde dokuzu ölürken, Almanya’da bu oran yüzde 0.5 ve Güney Kore’de de yüzde 1’in az üstünde. Bu virüs, her yerde, aynı şekilde öldürücü olmuyor ve aynı zamanda tüm bu diğer ülkelerde de tanı konmadan taşıyıcı olan insan olma olasılığı da hayli yüksek.

Türkiye’ye gelecek olursak. 11 Mart’ta ilk vaka açıklanıncaya kadar Türkiye bu pandemiden etkilenmediği hususunda ısrarcı oldu. İran’da salgından ölenlerin sayısı her geçen gün artarken, Irak’ta ve Suriye’de de salgın baş göstermişken. İktidardaki yetkililerimize göre bir şekilde ülkemizde vaka yoktu. Hatta kimi doktorlar bu durumdan genlerimize bile pay biçtiler.  

 

 

İlk vakanın açıklandığı günden sonrası ise çorap söküğü gibi gelmeye başladı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın dün akşam yaptığı açıklamaya göre “ülke genelinde vaka sayısı 15 bin 679’a, ölü sayısı 277’ye yükseldi.” Bu arada, Türkiye, dün akşam ilk kez corona hastalarını tedavi eden doktorlarından birini kaybetti. İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Dahiliye Profesörü Cemil Taşçıoğlu. Sorulan bir soru üzerine Bakan Koca aileye taziyesini iletirken gözleri doldu, sesi titredi ve toplamda 601 sağlık çalışanının daha bugün itibarı ile coronadan enfekte olduğunu açıkladı. Son derece insani bir duygulanma anı, sanırım ekranları başında pek çok kişiyi de duygulandırdı.

Dünya ülkeleri henüz bu virüsle mücadelede hayatı durdurmadan veya fiziksel mesafeyi açmadan ne yapabileceklerini bilemezken, Türkiye’nin yaptıklarının da neye göre doğru veya neye göre yanlış olduğu elbette tartışılabilir. Ancak bugünün corona sorunsalı siyasi idari bir sınav verdiği için de bir iki adım geri atıp, olanı bir görmeye çalışmakta fayda var.

Ülke, bugün, aynı corona öncesi günlerde olduğu kadar kutuplaşmış durumda. Birlik, olunamıyor. İktidarla, halkın bir kesimi, kesinlikle, güvensizlik üzerinden bağ kurabiliyor. Yeni Türkiye inşa etmek uğruna 2011 yılında kapatılan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü başta, Şehir Hastaneleri için kapatılan köklü devlet hastaneleri akabinde, ve bu yönetim tarzına isyan ederek yurt dışına gitmekte çare bulan nice kalifiye doktor devamında, akıllardan çıkmıyor. Ve hatta, Medipol hastanesinin kurucusu olan Koca’nın da bu siyasi yapılanmada yer almasından ötürü bugünün sağlık yükünde ne kadar kolaylaştırıcı rol alabileceği de ayrı bir muammayı beraberinde getiriyor. Yıkılan, kapatılan, kapısına kilit vurulan nice tıp bilimi yuvasının yerine bugün daha iyisi konulabildi mi; ülke vatandaşları, bugün, bu pandemiye, bu yeni sağlık yapılanmasının sayesinde daha avantajlı mı girdiler, insan sanki cevabını duymak istemiyor. Bu, bir…

İtalya ve İspanya’ya giden yardımların Cumhurbaşkanlığı forsu ile gitmesi gibi ülke genelinde toplanacak tüm yardımların da Külliye’den koordine edilmesi şartı geldi. CHP Belediyelerinin Ankara, İstanbul, İzmir gibi illerde başlattıkları yardım çağrısına halkın büyük rağbet göstermesinin aslen ‘devlet içinde devlet kurma’ niyeti taşıdığı ileri sürüldü. Muhalefet, ülkeyi bölmekle suçlandı. Ve sanki Refah Partisi ile birlikte 1994’ten beri ancak geçen seçime kadar bu iktidarın yürüttüğü Ankara, İstanbul gibi büyükşehir belediyelerinin yurt içi ve yurt dışı yaptıkları nice yardımın bugüne kadar böyle bir niyetle yürütüldüğünü itiraf etmiş oldular. Bu, iki…

Belediyelerin yaptıkları dışında muhalefetin ağzından somut bir öneri çıkmaması ise büyük acı. Muhalefet, iktidarı, okkalı okkasız eleştirme dışında hala somut bir söylemle ortaya çıkamıyor. Yıllar yılı bütçenin kötü idare edildiğini söyleyen muhalefet, sanki kendi dediğinin idrakinde değilmiş gibi, bu krizden çıkmak için bağış çağrısı yapıldığında sanki kasanın boş olduğunu bugün keşfetmiş gibi tepki veriyor. İnsan bildiğini bilmiyormuş gibi davranınca da haliyle sakil duruyor ve açmaz, gün yüzüne çıkıyor. Muhalefetin de demek ki bugün durumu daha iyi idare etmeye dair önerisi yok. Kasa boşken, mecburi sokağa çıkma yasağının nasıl gelebileceğinin sanki farkında değilmiş gibi, sorumsuzluğundan faydalanarak açıklama yapıyor muhalefet. Bu da belediyelerin kazanımlarını boşa çıkartıyor. Bu, üç..

Kolaya kaçan eleştiriye katılımın geniş bir yelpazede olduğunun da altını çizebiliriz. Mesela Türk Tabipler Birliği de doktorların, maske, eldiven, önlük gibi ihtiyaçlarının yeterli oranda olmadığından şikayet ediyor ama hangi ilde, hangi hastanede, neye ne kadar gereksinimleri olduğunu açıklamıyor. Böyle bir envanteri çıkartıp taleplerini Sağlık Bakanlığı’na ilettiklerinden haberimiz yok; kamuyla paylaşılmış böyle bir bilgi yok. Corona salgınının baş gösterdiği tüm ülkelerde doktorlar aynı sorunla baş ederken, bu konuda açığın olduğuna ise şüphe yok. Ancak ülke çapında yayılmış tüm odalar daha somut veriyle kamuyu bilgilendirmiş olsalar, ve Sağlık Bakanı ile bu şekilde bir işbirliği üzerinden iletişim kurmaya çalıştıklarını kamuya mal etseler, daha akılcı ve çözüm odaklı bir yaklaşım olabilirdi. Bu, dört…

Ve son olarak, bugün, gözümüzün göremeyeceği kadar küçük bir düşmanımız hayatımıza kast etmiş durumda. Onun yüzünden hayatımızın ne zaman normal dediğimiz normal her ne ise o normale döneceği belirsiz. Belli ki Umre ziyaretlerini yapanlardan çok önce de bu ölümcül virüs aramızda dolanıyordu. Çin’de salgın başgösterdiği andan itibaren tehlike hepimiz için demek ki oluşmuş. Muhalefet, o gün, ülke genelinde somut olarak alınması gereken tedbirler üzerine bir gündem yaratmamıştı. Aynı daha önceki pek çok sınavlarında olduğu gibi bir olay olup, iktidar pozisyon belirledikten sonra, yapılana karşı çıkmakla kendilerini konumlandırıyorlar. Corona sonrası yeni bir düzen eğer ki yaratılacaksa, muhalefetin de aynı şeyleri yapıp yapıp farklı bir sonuç beklemesi mantıklı değil. Ve bu gidişle de halk, üçüncü bir yol belirinceye kadar, olanla, ölümü göze alarak devam eder. Değişim için fırsat olmadığından değil, kullanılamadığından ellerimizden kayıp gider. İşimiz, Allah’a kalır.

Mümkünse, yapabiliyorsanız, evinizde oturun. Yok değilse de lütfen hijyene ve olabildiğine fiziksel mesafeye dikkat edin. Hepimize corona’sız ve sağlıklı günler dilerim…

 

 

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@dergi.halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

2 Yorumlar

  1. Zeliha Doğan Yeşil dedi ki:

    Harfiyen katılıyorum satırlarına canım kalemine sağlık. Aymazlığın bizi hangi noktalara getirdiği ortada. İktidarın yetersizliği de ortada. Özellikle umreden gelenlerin ülkenin her yanına dağılması büyük aymazlık. Ciddi sıkıntılar içindeyiz. Evdeyiz elbette, uyarılara mümkün olduğunca dikkat ediyoruz. Bu melanetten kurtulmak dileğiyle selam sevgiler.

  2. Nadir dedi ki:

    Keşke muhalefetin ne söylemesi gerektiğini de yazsaydınız.. Muhalefet,sn.Kilicdaroglu ne dedi..Gercekleri halktan saklamayın,sokağa çıkma yasağı uygulayın,kayıtdışı çalışan insanlara sahip çıkın,Şu günlerde olsun siyaset yapmayın,belediyelerin,mansur başkanın imamoğlu başkanın elini kolunu bağlamayın,,Bi hırlı durun..Başka bir şey söylenmesi gerekiyorsa bi zahmet onları da siz soyleyin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!